Marien-Haus – Meryemana Evi

Meryemana (Marien-Haus) ist das angebliche Sterbehaus Marias, der Mutter Jesu. Meryem heißt Maria und Ana heißt Mutter (Meryem ana). Das Haus der Mutter Maria oder Marien Haus heißt Meryem Ana Evi auf türkisch. 

Das Haus liegt etwa 7 km entfernt von Selçuk auf dem Nachtigallenberg (Bülbül Dagı). Die heutige Verehrung geht zurück auf Visionen von Anna Katharina Emmerick über die letzte Wohnstätte und das Grab der Jesusmutter. Nach Hinweisen sandte der Superior der Lazaristen in Smyrna 1891 eine Kommission nach Ephesos, die tatsächlich eine Hausruine ganz nach der visionären Beschreibung fand. Auch viele Muslime verehren dort die „Mutter des Propheten“. Der Koran und das Neue Testament der Christen lehren die Jungfrauengeburt. 

          Papst und Patriarch        PAPST

PAPST BENEDIKT XVI. FEIERTE MESSE IN MARIENHAUS BEI EPHESUS Aufruf zu Frieden in Nahost 

Bei seiner ersten Messe in einem muslimischen Land hat Papst Benedikt XVI. am Mittwoch, den 29.11.06 Frieden in der Nahostregion gefordert. „Von diesem Ufer der anatolischen Halbinsel aus, der natürlichen Brücke zwischen den Kontinenten, rufen wir vor allem jene in dem Land, das wir ‚heilig‘ nennen, zu Frieden und Versöhnung auf“, sagte der Papst bei der Messe im Marienhaus nahe der türkischen Stadt Ephesus. Gemeint seien Christen, Juden und Muslime. Die Messe im Marienhaus nahe
Ephesus hatte Benedikt XVI. auf türkisch begonnen mit den Worten: „Mögen die Liebe und der Frieden mit Euch sein“. Rund 500 türkische und ausländische Pilger nahmen an dem Gottesdienst unter freiem Himmel teil.

Benedikt XVI. ist nicht der erste päpstliche Besuch dort. Seine Vorgänger Paul VI. und Johannes Paul II. waren auch schon da, der eine 1967, der andere 1979. Der apostolische Vikar von Istanbul, Louis Pelâtre, sammelt vor dem nun bevorstehenden hohen Besuch die Argumente, die für die Präsenz der Gottesmutter an diesem Pilgerort sprechen. Zum einen sei belegt, dass der Apostel Johannes in
Ephesus war, macht Pelâtre geltend – „und Maria hat sich nie von Johannes getrennt“. Zudem habe das Konzil von Ephesus 431 in einer Maria geweihten Kirche stattgefunden. Namenspatrone seien häufig in der Nähe der nach ihnen benannten Stätten beerdigt.
 

Hintergrund: Eine Deutsche erahnte Mariens Haus in Ephesus Vor 125 Jahren hatte die westfälische Nonne Katharina von Emmerich eine Vision: Im altchristlichen Ephesus auf dem Gebiet der heutigen Türkei erahnte sie den Sterbeort der Gottesmutter Maria. Dort, wo archäologische Ausgrabungen seit 1881 dann tatsächlich altertümliche Fundamente zu Tage förderten, steht seit dem Ende des 19. Jahrhunderts das damals neu errichtete Marienhaus, eine schlichte Pilgerstätte. Es bleibt höchst zweifelhaft, ob die Gottesmutter jemals an diesen Ort gelangte. Die alte Kirchentradition ging davon aus, dass Maria in Jerusalem lebte und starb. Doch haben auch die Visionen der Katharina von Emmerich ihre Anhänger gefunden. Auf einem gut 400 Meter hohen Hügel bei Ephesus, südlich der türkischen Millionenstadt Izmir (früher: Smyrna), steht das Marienhaus. Ephesus zählte im Altertum zeitweise zu den größten Städten des Römischen Reiches, es gab eine reiche Kirchentradition. Heute leben in der westtürkischen Region kaum noch Christen. Allerdings besuchen zehntausende Gläubige jedes Jahr das Marienhaus. 

  Ev Planı          

Azize  Meryem Ana’nın kaldığı bu ev, 1967 yılında Papa VI. Paul, 1979 yılında Papa II. Jean Paul ve 2006 yılında Papa XVI. Benedikt tarafından ziyaret edilmiştir. Vatikan tarafından kutsal ilan edilen Meryem Ana Evi, dünyanın dört bir yanından gelen Hıristiyanların ziyaret ettiği, gözde, Kutsal bir yer olmuştur. Tarihin ve efsanelerin birbirine bağlı olan eserinde Gregoire de Tours (538-594), Efes yakınındaki bir dağda bulunan küçük kilise­den saygıyla bahseden ilk kilise yazarıdır. „Efes’e yakın bir dağın tepesinde, çatısız dört duvar vardır, Yuhanna bu duvarların iç tarafında oturmuştur“ demektedir. Acaba seyahat eden kişilerin raporlarına istinaden mi bu küçük kiliseden bahsedilmeye başlandı? Böyle bir durumda ne çok çabuk doğrulayıcı, ne de şüpheci ol­malı.Kırkıncelilerin (halen Selçuk’ta Şirince köyü) geleneklerine göre Efes’te Bülbül dağında Meryem’in oturduğu Ev’in mevcudiyetine inanırlardı. Bunlar Meryem Ana mevkiinden 17 km. uzaklıkta yerleş­miş ve her sene 15 Ağustos’ta (Meryem Ana’nın ölüm günü) ve Miraç‘ inin olduğuna inandıkları yerdeki mabedi ziyaret ederlerdi.  Meryem Ana Ev’ini ziyaret günü dağda 5 saat yürüyüşü göze alan bu insanlar, şüphesiz bunu ciddi bir nedene bağlıyorlardı. Bu hususta Mr. Poulin şöyle der: „Bu geleneği onlar icad etmedi. Bu gelenek onlara ne komşularından ne de Ortodoks kilisesinden gel­medi. Peki, ya kimden? Babalarından diye cevap verdiler. Bunu on­lardan daha iyi bilen kimse yoktur.“ 1881 yılında, Paris piskoposluğuna bağlı Gouyet adında bir rahip, Katerin Emmerik’in (1774-1824) yazdığı „Hazreti Meryem‘ in hayatı“ kitabında anlatılan Meryem’e ait Ev’in, tanıma uygun olup olmadığını görmek için Efes’e gitmeğe karar verir. İzmir Başpiskoposu olan Monsenyör Timoni, onu cesaretlendire­rek, araştırmalarına yardımcı olsun diye yanına bir genç verir. Ra­hip Gouyet, çantasına, üzerinde „zavallı, zararsız ve çaresiz bu yol­cuya lütfen saygı gösteriniz“ sözlerinin yazılı olan bir pusula koyarak yola çıkar. Yolculuğu sorunsuz geçtikten sonra, Hazreti Meryem’in Evi’ni bulduğunu iddia ederek, raporunu Monsenyör Timoni ile Pa­ris Piskoposluk otorilerine, hatta Roma’ya verir. Fakat başarılı ola­maz. On yıl sonra, İzmir Fransız hastanesi rahibelerinden Marie de Mandat Grancey, hastanedeki rahibeler camiasına, Katerin Emmerik‘ in „Hazreti Meryem’in Hayatı“ kitabını okutuyordu. Meryem’in Efes’teki yaşamı ve ölümü ile ilgili bölümler bittiği zaman, rahibele­rin rahibi olan Lazarist M. Jung şöyle der: „Efes o kadar uzak değil­dir, gidip görmeğe değer.“ Ayni tarihlerde İzmir Fransız Koleji müdürü ve İbranice uzman, Yahudi geleneklerini iyi bilen Lazarist rahip Eugene Poulin’de Katerin Emmerik’in kitabını inceler ve Efes’e bir gezi tertiplemeğe karar verir. Kendisi gitmediyse de iki rahip ve iki katolik görevli gönderir. 27 Temmuz 1891 de dört kişi yola koyulurlar, Efes’te civarı iyi tanıyan Mustafa adında bir zencinin yardımını isterler. Fakat bir müddet evvel Mekitarist (Ermeni katolik) bir rahip Değirmendere‘-de bir şeyler bulduğunu iddia ettiğinden, Ayasuluk (Selçuk) yerine, Aziziye (Çamlık)dan dolaşırlar. Değirmendere’deki Ortodoks manastırına geldiklerinde heyet başkanı Mr. Jung, oradaki iki papaz’a Hazreti Meryem nerede «öldü diye sorar. Karşılığında „Kudüs te“ diye cevap alır. Cevaplarından, Meryem’in ölümü ile ilgili, Bizans’ın resmi geleneğine sadık kaldıkları anlaşılıyordu. Değirmendere gezisi hiç bir olumlu sonuç getirmediğinden, dört arayıcı Kuşadası’nda gecelemeği ve ertesi gün ellerinde pusula ile Ayasuluk’tan hareket ederek ve Katerin Emmerik’in kitabını rehber sayarak araştırmalarına devam etmeğe karar verirler.29 Temmuz 1891 günü, saat 11’e doğru yorgun bir vaziyette, tü­tün dikilmiş küçük bir yaylaya varırlar. Susamış olduklarından, tarla­da çalışan kadınlardan su isterler. „Suyumuz kalmadı, fakat manas­tıra gidin, orada su bulacaksınız“ diye cevap alırlar. Bir işaretle, ol­dukça harap olmuş bir evi gösterirler. Susuzluklarını iyice giderdikten sonra dört araştırmacımız etraf­larına bakar ve şaşkına dönerler. Ne? Harabeye dönüşmüş ev, evin arkasındaki dağ, karşılarında deniz fakat…Katerin Emmerik tarafından Meryem in Evi için yapılan tasvirin ta kendisi, tıpatıp uyuyor. Do­nakalmış ve heyecanlı bir şekilde, ev’i tasvir
eden satırları bir daha gözden geçirirler. Vazifelerini tam yerine getirmek için, civardaki tepeleri araştırmak isterler. Katerin Emmerik gerçekten dağın tepesinden, Meryem Ana Evi’nin bulunduğu yamaç, Efes ve Deniz görün­düğünü yazıyordu. İki gün boyunca, tepeden tepeye koştular fakat Meryem Ana Evi’nin bulunduğu dağın tepesinden başka hiçbir yer­den aynı zamanda Efes ve Deniz görünmüyordu. Böylece Meryem’in evini bulmuşa benziyorlardı. Sevinç içinde, İzmir’e dönerler ve ke­şiflerini anlatmağa başlarlar.
 M.Jung’un amiri sayılan, M.Poulin, meslektaşını şakacı itham ederek, bizzat Efes’e gitmeğe karar verir. Birinci keşif gezisinden onbeş gün sonra, yani 12 Ağustos’ta bizzat dağa tırmandıktan sonra, İzmir’e dönüşünde, tutkuyla meseleye sarılıp, derin ve bilimsel çalış­malarla bu işin peşine düşmeğe karar verir. M.Poulin gecikmeden 19 Ağustos’ta, ikinci kez Mösye Jung’u ve kültürlü dört katoliği yanına alarak, Efes’in yolunu tutar. Altı gün boyunca fotoğraf çekerek, ölçerek ve önemli veriler elde etmek için orada kalırlar. M.Poulin’in sık sık ziyaret ettiği ve rahip Gouyet’yi unutmayan İzmir Başpiskosposu Monsenyör Timoni, Efes’teki Meryem Ana’nın evi ile ciddi bir şekilde ilgilenmeye başlar. Başkanlığında, yedi rahip ve beş laikten müteşekkil uzman bir heyet kurar. 

1 Aralık 1892 tarahinde Monsenyör Timoni başkanlığındaki 12 kişilik heyet Meryem Ana’ya çıkar. Heyet, Katerin Emmerik’in an­lattıktan ile bariz bir benzerlik olduğunu farkeder, yerinde hemen usulüne uygun şekilde bir tutanak tanzim edilir ve heyet üyeleri tara­fından imza altına alınır. 

Mösyö Jung’un Panaya Kapulu’yu keşfettiği tarih sayılan 29 Temmuz 1891 ile Monsenyör Timoni’nin aynı yere çıktığı tarih olan 1 Aralık 1892 arasında, rahibe Marie de Mandat Grancey bu yerin mülkiyetini kendi adına geçirtmek için çalışır, bu yerin satın alma görüşmeleri 15 Ocak 1892’den, 15 Kasım 1892 tarihine kadar sü­rer. Demek oluyor ki, rahibe Marie de Mandat Grancey bu yerleri satın aldıktan 15 gün sonra monsenyör Timoni Meryem Ana’ya çı­kar. 

Sonradan Mr.Poulin’in yazdığı gibi ev, çok güzel sekiz çınar ağa­cı ile çevriliydi. Bu çınarların bir kaç metre ötesinde, akarsuya doğ­ru, uzun ve narin bir kavak ağacının tepesi ince bir ok gibi yükseliyor­du. Bu büyük kayalıkların eteğinde, onu koruyan ve hükmeden bu dağda, koruyucu gölgeleriyle örtercesine gizleyen kavaklar altında, sanki bir sır saklıyormuş gibi bu tarihi ve küçük kilisenin, güzel ve saygıdeğer bir görünüşü vardı. Uzakları gözetleyip, yaklaşan düşmanı haber verircesine yükselen narin kavak ağacı ise, gelen ziyaretçilere sanki „Gelin burasıdır“ diye sesleniyordu. (Poulin, Panaya Kapulu tarihi, el yazısı 1 cilt, sahife 30). 

Mr. Poulin, yazılarında küçük kilise için „güzel ve saygıdeğer“ olarak bahsetmektedir. Gerçekte Ev’in çatısı yoktu, dört duvar ise pek iyi bir durumda değildi.

Ein Gedanke zu “Marien-Haus – Meryemana Evi

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden /  Ändern )

Google Foto

Du kommentierst mit Deinem Google-Konto. Abmelden /  Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden /  Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden /  Ändern )

Verbinde mit %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.